Felsefenin Tesellisi
Uzun zaman önce okuduğum Alain de Botton’un “Felsefenin Tesellisi” kitabı yeniden elime geçti. Daha önce okuduğum kitapları ıncık cıncık okumak yerine, bakalım bugün bana söyleyeceği ne varmış duygusuyla karıştırmayı seviyorum.

Rastgele açtığım sayfada şak diye “Kendini Yetersiz Hissetmenin Tesellisi” çıktı karşıma. Bu konunun kahramanının Montaigne olmasına şaşırdım açıkçası. Hani koskoca deneme türünü adıyla özdeşleştirmiş, dünyaca ünlü yazar Montaigne…Meğer özgüven eksikliğinden ve yetersizlik duygusundan mustaripmiş. Zaten “Felsefenin Tesellisi” kitabının genel olarak böyle bir misyonu var. İnsana şöyle bir duygu veriyor: “Ohooo! Montaigne bile yetersizlik hissetmiş, kendisine yapılan saldırılar karşısında ezilmiş. Benim böyle hissetmem çok doğal!” Ya da “Schopenhauer de kırık bir kalbin acısını çekmiş ve kendisini şöyle teselli etmiş” dedirtmek…Tabi çaktırmadan filozoflar ve felsefeleri, eserleri hakkında da bilgilenmiş oluyorsunuz. Yine de bu bir felsefe kitabından çok, bir “teselli” kitabı.
Montaigne ezik miymiş?

Evet, Montaigne’in durumu gerçekten düşündürücü. Denemeler’de yazarın bol bol alıntıya ve başkalarının yorumuna yer verdiği malum. Ama bunun bir sebebinin de yazarın yetersizliği ya da korkaklığı olabileceği kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi. Baksanıza ne demiş kitabın sonunda: “Eğer biraz özgüvenim olsaydı, sonucu ne olursa olsun bir tek kendi sözlerimi söylemek isterdim.”
Bu itiraf bana pek bir dokundu. Birileri sesimize kötü dedi diye kendi başımızayken bile şarkı mırıldanmayı bırakabiliyoruz. Ya da 16. yüzyıldan bugüne seslenmeyi başarmış, tarihin ilk deneme yazarı olmuş olan Montaigne, kendisini hor gören edebiyat eleştirmenlerinin tepkisinden çekindiği için yazılarını, fikirlerini başkalarından yaptığı alıntılarla desteklemek zorunda kalabiliyor.
Montaigne: “Bazen insanlar dili iyi kullanamadığımı, bazen de entelektüel birikimimin yetersiz olduğunu söylüyorlar. Bu yüzden kendimi yeterince iyi ifade edemiyormuşum. Ben de peşin hükümle kaleme alınmış, cüretkar eleştirilerden biraz olsun kendimi kurtarmak için, zayıflığımı büyük adların arkasına saklamak zorunda kalıyorum” diyerek, Denemeler’de neden bunca alıntıya ve yoruma başvurduğunu açıklıyor.
Zayıflığını söyleyecek kadar güçlü müsün?
Bu açıklamalarda benim dikkatimi çeken başka bir şey var. Ne kadar dürüst farkında mısınız? Aslında hiç de ezik filan değil. Bilakis ne kadar güçlü ki, zayıflığını bu kadar rahat dile getirebiliyor?
Montaigne, hiçbir şeyi süslemeden, olanca doğallığı ve sadeliğiyle anlattığı için hayranlığımı kazanmıştır; bu ifadelerini okuduktan sonra kendisini öpesim geldi! Çünkü büyük ihtimalle dönemin gıcık, çokbilmiş eleştirmenlerine onu hedef yapan şey de bu iki özelliği: doğallık ve dürüstlük. Çağlar boyunca çok önemli erdemler olduğu söylenen ama gerçekte karşılaştığımızda bize hazımsızlık yapan iki şahane özellik… Çünkü bakın Montaigne, zor anlaşılan, gizemli takılan kitaplarla derdini nasıl dobra dobra ortaya koymuş (ki büyük ihtimalle bu açıklamadan sonra entelektüel olarak yetersiz olmakla suçlanmıştır).
“Okurken zor paragraflarla karşılaşırsam, asla bunlar için tırnaklarımı yemem, biraz kendimi zorlarım, olmadı orayı atlar okumaya devam ederim… Bir kitap beni çok yorarsa onu bırakır bir başkasını alırım.”
Adamımsın Montaigne! Bu açıklamayı Ahmet Bey ya da mösyönün biri yapmış olsaydı bu etkiyi yaratmazdı ama Montaigne’in böyle bir itirafının olması bende ekstra bir hayranlık uyadırıyor.
Yine de üzüldüğüm şey şu ki, Montaigne onu yetersiz gören eleştirmenlere “hadiyin oradan” diyememiş de, yazılarını alıntılarla destekleme ihtiyacını bir nevi sığınma olarak tanımlamış. Tamamen kendi sözlerini söyleme cesaretini gösterememiş ama bunu itiraf etme yürekliliğini göstermiş.
Kim bilir bizler de hangi yeteneklerimizi hasır altı ettik? Sırf birileri beğenmedi, beceriksiz buldu diye, hangi yönümüzü geliştirmekten vazgeçtik? Hangi konuda kendimizi yetersiz sandık?









